Ayçiçeği nam-ı diğer Günebakan

“It’s just love, water and sunshine makes it so high”

Ayçiçeği nam-ı diğer günebakan, aşkı, yazın sıcaklığını, güneşi, güzelliği ve çocukluğu hatırlatır hep. (Herkes küçüklüğünde çiçeğin içinden çekirdek çitlemiştir herhalde:))
Çoğumuza da sarışın bir kadını çağrıştırır… Belki de gerçekten öyledir?
Benim de çok sevdiğim, özellikle yolculuklarda tarlalardaki sıra sıra dizilmiş hallerine bakmaya doyamadığım, Güneş’in peşinde dönüp duran bu güzel çiçeği biraz anlatmak istedim.

İsmi güzel kendi güzel

Günebakan (ben bu ismi daha çok seviyorum), Türkçe’de nedense diğer dillerden farklı olarak ayçiçeği diye anılmış. Gün boyunca büyük bir aşkla güneşi takip edip de adı neden ayçiçeği olmuş bu güzelliğin onu anlamak zor. Belki de o da tıpkı Ay gibi Güneş’in rengini yansıttığındandır bilinmez.

Yunanca’da Helianthus (heli->güneş, anthus->çiçek), İngilizce’de sunflower, Fransızca’da tournesol (güneşe dönen, bakan), Almanca’da da yine güneş çiçeği anlamına gelen sonnenblume olarak anılan bu sarışın güzellik kime göre Ayçiçeğidir bilinmez ama mühim olan da bu değil. O ince ama aynı zamanda gösterişli, sarı saçlı, narin ve bolca faydaları olan bir çiçek olmanın ötesinde, mitolojiye dayanan bir hikayeye sahip.

Ayçiçeği mi? O aslında mitolojik bir güzel…

Kendisi için tekerleme bile uydurulmuş: “Günebakan güneşe tapan, aşkından kavrulup kara dumana kaçan” denmiş. Bunun sebebi ise günebakanın mitolojik hikayesi aslında…

Aslında ayçiçeği, ya da günebakan olarak bildiğimiz bu güzel, Apollon’a aşık Pers prensesi Clytie’den başkası değil. Müziğin, şiirin, sanatın ve güneşin tanrısı Apollon ve altın rengi saçları, deniz mavisi gözleri ile Clytie bu hikayenin kahramanları… Aşkına karşılık bulamayan Clytie, Apollon’un peşinde yemeden içmeden dağ tepe gezerek sevdiğinin gökyüzünde kendisini göstermesini bekler. Ama hiçbir şekilde Apollon ona karşılık vermez, üstelik gidip bir de Clytie’nin kız kardeşi Leucothoe’ye aşık olur. Clytie aşkından bitkin düşer. Artık güneşe bakarken başı dönmeye, gözleri kararmaya başlar güneşin kavurucu ışıklarından ve sonunda ölür. Buradan da tekerlemenin nereden çıktığını anlayabiliyoruz 🙁

Apollon Clytie’nin cansız bedenini görünce çok üzülür ve Zeus’a bir şeyler yapması için yalvarır. Zeus da Clytie’yi sarı saçlı bir çiçeğe dönüştürür. Artık Clytie, günebakan suretinde Apollon’u sonsuza dek takip edecek, aşkını yaşatmaya devam edecektir.

Van Gogh’un da ilham perisi

Değinmeden geçemeyeceğim bu güzellikler Van Gogh’u da etkilemiş olacaklar ki 1888 yılında ilk Ayçiçekleri tablosunu yapmış ve sonrasında 5 farklı versiyonu tamamlayana kadar vazgeçmemiş ayçiçeklerinden.

Van Gogh’un bu çizimleri, ayçiçeklerini yaşamlarının farklı evrelerinde gösterir. Tomurcuktan çiçeklenmeye ve çürümeye kadar… Ayrıca yapıldıkları dönemde yeni renklendirme tekniklerinin kullanılmasıyla sarının çok farklı tonlarını bir arada bulunduruyor oluşu açısından da değerlidir bu tablolar.

Bize hayatın akışını, zamanın etkilerini hissettirir. Belki de çiçeklerden oluşan bu renkli tablolara bakarken neden garip bir hüzün veriyor ki dememizin sebebi budur.

Bloom and Fresh ve ayçiçeğine farklı bir yorum

Hüzünlü hikayeleri bir tarafa bırakırsak, ayçiçekleri parlak sarı renkleri ve kara göbekleri, zarif ince uzun gövdeleriyle gerçekten çok çekiciler.

Kesme çiçek aranjmanlarında son döneme kadar genellikle yurtdışı örneklerde rastladığımız bu güzel artık bizde de keşfedildi diyebiliriz. Kendisine tasarımlarda daha sık rastlar olduk.

B&F olarak da floral tasarımcımız Buse Hekimci tarafından tasarlanmış olan Sunshine ve Günebakan aranjmanlarımızla gurur duyuyoruz. Onlar gerçekten farklılar ve bulundukları ortama aşk, enerji, neşe, kısaca pozitif hisler katıyorlar. Mayıs ayından başlayıp Eylül sonlarına kadar arz-ı endam ederek içimizi açıyorlar…

Bu güzel ayçiçekleriyle neler yaptığımızı görmek istersen seni şöyle alalım.

Bloom and Fresh koleksiyonundan Sole

Güneşiniz hiç kaçmasın, sevgiler 🙂